Türkiye gündemini sarsan fon krizine ilişkin tartışmalar ve kulis hareketliliği devam ediyor. Sözcü gazetesi yazarı Emin Çölaşan’ın bugünkü yazısında dikkat çektiği üzere, iktidara yakın medya organlarında ve köşe yazılarında krizin boyutlarına ilişkin çarpıcı değerlendirmeler yer alıyor. Hürriyet yazarı Abdülkadir Selvi’nin ifadelerine dayandırılan değerlendirmelerde, yaşanan fon krizinin hem ekonomik hem de siyasi boyutuna vurgu yapılıyor. Öne çıkan en dikkat çekici ifade ise krizin çözümü için kararlı adımların atılması gerektiği yönünde: ‘Fon krizine sebep olanlara hesap sorulması konusunda bir görüş birliği var. Bazı kellelerin uçması gerekiyor. Kim haksız kazanç sağladıysa onun yakasına yapışılması gerekiyor.’
Yazıda ayrıca, krizin Cumhurbaşkanı Erdoğan üzerindeki siyasi yansımalarına değinilerek, ‘Liderlerin kriz dönemlerinde ortaya çıktığı ve adaletin sağlanması halinde toplumsal algının yeniden şekilleneceği’ görüşü dile getiriliyor. Büyük ölçekli mali dalgalanmalar holdinglerin ve bankaların finansal dengelerini bozarken sıradan yurttaşların omuzlarına da taşınması imkansız devasa ekonomik yükler bindirmektedir. Devlet imkanlarının belirli sermaye gruplarına kontrolsüzce aktarılması neticesinde kamu kaynakları hızla erimekte ve hazine üzerinde ciddi bir baskı oluşmaktadır. Siyasi gücü arkasına alan tüccarların aldıkları muazzam kredileri geri ödememesi ise toplumsal adalet duygusunu zedeleyen en büyük etkenlerin başında gelmektedir. Kamu bankalarının ticari sır gerekçesine sığınarak bu batık paraları meclis denetiminden kaçırması demokratik şeffaflık ilkelerine tamamen aykırı bir tablo ortaya koymaktadır. Gazetecilik mesleğini icra edenlerin bu tür usulsüzlükleri sorgulamak yerine üstünü örtmeye çalışması ise medyadaki yozlaşmanın ulaştığı boyutu açıkça göstermektedir. Medyada yandaşlık eğilimleri gösteren figürlerin bu nevi finansal skandalları perdelemek için yoğun çaba sarf etmesi de halkın gerçekleri öğrenme özgürlüğünü doğrudan kısıtlamaktadır. Sektörel uzmanların değerlendirmelerine göre bu tarz kontrolsüz kredi genişlemeleri orta vadede enflasyonu körükleyerek dar gelirli kesimlerin alım gücünü sistematik olarak düşürmektedir.
Finans dünyasında yaşanan bu tarz çalkantılar sadece ekonomik göstergeleri bozmakla kalmayıp aynı zamanda toplumsal güven bağlarını da kökünden sarsmaktadır. Taraflı yayın organlarının yöneticileri kendi ikballerini garanti altına almak adına Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) ikliminde filizlenen bu ayrıcalıklı sistemi canhıraş bir şekilde savunmaktadır. Halkın vergileriyle fonlanan kuruluşların liyakatten uzak idaresi neticesinde ortaya çıkan devasa açıklar yine dar gelirli vatandaşların sırtına yüklenen yeni vergilerle kapatılmaktadır. Hükümet destekçiliği yapan kalemlerin ise yaşanan bu dramı görmezden gelerek sürekli olarak başarı hikayeleri uydurması toplumsal cinnet dalgasına zemin hazırlamaktadır. Hakikati çarpıtan bu yorumcular köşe yazılarında sürekli olarak algı yönetimi yaparak kitlelerin tepki gösterme reflekslerini zayıflatmayı hedeflemektedir. Oysa ki bağımsız iktisatçıların raporları incelendiğinde bu tür batık kredilerin ülkenin kredi notunu düşürdüğü ve dış kaynak bulma maliyetlerini artırdığı net olarak görülmektedir. Denetim mekanizmalarının felç edildiği bu ekosistemde basın organlarının asli vazifesi olan denetleme gücünü yitirmesi krizlerin daha da derinleşmesine yol açmaktadır.
Siyasi Liderlik Kültü ve Kriz Dönemlerinde Algı Yönetimi Stratejileri
Uluslararası arenada büyük diplomatik başarılar elde ettiğini iddia eden yapıların iç politikada sıkıştıkları anlarda başvurdukları ilk yöntem yapay gündemler yaratmaktır. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (RTE) liderliğindeki siyasi iradenin kriz anlarında nasıl konumlandırılacağı yandaş basın organları tarafından günlerce planlanmaktadır. Dış dünyada mazlumların sesi olma iddiasıyla yürütülen propagandanın içerideki yolsuzluk iddialarını bastırmak amacıyla bir kalkan olarak kullanılması sıkça başvurulan bir yöntemdir. Medya manipülasyonu sayesinde ekonomik başarısızlıkların üzeri örtülmekte ve geniş halk kitlelerinin milliyetçi duyguları istismar edilerek yapay bir destek zemini oluşturulmaktadır. Köşe yazarlarının sürekli olarak liderin yalnızlığından ve etrafındaki insanların yetersizliğinden dem vurması da aslında başarısızlıkların sorumluluğunu liderin üzerinden alma taktiğidir. Yazarların köşelerinden yükselen bu ağlamaklı ve duygusal feryatlar aslında nesnel gerçekliği örtbas etmek için kullanılan profesyonelce kurgulanmış birer retorik stratejisidir. Finansal krizlerin siyasi faturasını hafifletmek adına yürütülen bu faaliyetler demokratik toplumlardaki hesap verebilirlik ilkesini tamamen ortadan kaldırmaktadır.
Kamuoyunu yönlendirmekle görevlendirilen bu özel kalemler sabah akşam demeden resmi makamların kendilerine fısıldadığı özel bilgileri halka servis etmektedir. İktidarın nimetlerinden sonuna kadar faydalanan bu kişilerin meslek ahlakını bir kenara bırakarak saray gazeteciliği yapması basının saygınlığına vurulan en büyük darbedir. Kendilerine tahsis edilen özel telefon hatlarıyla 24 saat boyunca güç odaklarıyla temas halinde olan bu unsurlar bağımsız haberciliğin önündeki en büyük engeldir. Güdümlü gazetecilik mekanizması sayesinde toplumsal muhalefetin sesi kısılmakta ve yolsuzluk iddialarının yargıya taşınması süreci medya baskısıyla engellenmektedir. Siyaset bilimcilerin yaptığı derin analizler medyanın tek tipleştiği bu tür dönemlerde toplumsal çürümenin hızlandığını ve kurumlara olan güvenin sıfıra indiğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu durumun önüne geçilmesi için ise mutlak surette basın özgürlüğünün yasal güvence altına alınması ve medya sahipliği yapısının şeffaflaştırılması gerekmektedir. Güç sahiplerine yaranma yarışı içerisine girenlerin yazdığı methiyeler ise ancak otoriter rejimlerin tahkim edilmesine hizmet eden birer propaganda aracı olmaktan öteye gidememektedir.
Medya Sahipliği Yapısı ve Bağımsız Gazeteciliğin Varoluş Mücadelesi
Basın sektörüne tamamen yabancı olan ve sırf siyasi ilişkileri sayesinde medya patronu yapılan tüccarların gazete ve televizyonları adeta birer ilan tahtasına dönüştürmesi kaçınılmazdır. Bu tür kurumların günlük satış rakamları hızla düşse de devlet destekli reklamlar ve kamu bankalarından sağlanan imkanlar sayesinde ayakta kalabilmektedirler. Sektörün içerisinden gelmeyen ve tamamen ticari çıkarlarını korumak adına bu işe soyunan figürlerin gazetecileri birer tetikçi gibi kullanması mesleğin içini boşaltmaktadır. Gazeteci kökenli patronların yok denecek kadar az olduğu bu tekelci yapıda gerçekleri haykıran birkaç bağımsız ses ise sürekli olarak adli ve mali baskılarla susturulmaya çalışılmaktadır. Medyada yandaşlık ilişkilerinin bu denli kurumsallaşması genç gazetecilerin de mesleğe olan inancını kırmakta ve onları oto sansür uygulamaya mecbur bırakmaktadır. Medya etiği uzmanları basının bu durumdan kurtulabilmesi için sendikalaşmanın şart olduğunu ve editöryal bağımsızlığın patronun iki dudağı arasından çıkarılması gerektiğini vurgulamaktadır. Aksi takdirde halkın doğru haber alma hakkı kağıt üzerinde kalan bir lüks olmaktan öteye geçemeyecektir.
Basın organlarının tek bir merkeze bağlanması neticesinde toplumun farklı kesimlerinin seslerini duyurabileceği mecralar neredeyse tamamen ortadan kaldırılmış durumdadır. Holding sahiplerinin diğer sektörlerdeki ihaleleri kaybetmemek adına iktidara sürekli biat etmesi medyanın dördüncü güç olma özelliğini tamamen yitirmesine neden olmuştur. Yandaş basın organlarında çalışanların ise nesnel habercilik yapmak yerine sürekli olarak muhalefeti karalama kampanyaları yürütmesi toplumsal kutuplaşmayı daha da derinleştirmektedir. Kamusal denetim görevini tamamen unutan bu yapılar ekonomik buhranların faturasını bile halkın üzerine yıkma gayretine girerek kendi celladına aşık kitleler yaratmaktadır. İletişim uzmanlarının görüşlerine göre bu tarz bir medya kuşatması ancak alternatif dijital mecraların desteklenmesi ve okuyucuların medya okuryazarlığı seviyesinin artırılmasıyla kırılabilir. Özgür düşüncenin iğdiş edildiği bu ortamda tarafsız kalmaya çalışan az sayıdaki yayın organı ise ilan ambargoları ve ağır para cezaları ile adeta ekonomik bir abluka altında tutulmaktadır.
Toplumsal Algının Dönüşümü ve Dezenformasyonla Mücadele Yolları
Sermaye gruplarının ve siyasi elitlerin elinde birer silaha dönüşen kitle iletişim araçları toplumsal gerçeği tersyüz ederek sanal bir refah illüzyonu yaratmaktadır. Milyonlarca insanın ekonomik zorluklarla boğuştuğu bir dönemde pembe tablolar çizen yayınlar halkın adalet ve eşitlik inancına büyük zararlar vermektedir. Medyada yandaşlık pratiklerinin en tehlikeli boyutu ise yoksulluğu kader gibi sunarak kitlelerin hak arama arayışlarını manevi söylemlerle bastırmaya çalışmasıdır. Gerçeklerin manipüle edildiği bu ortamda vatandaşların alternatif bilgi kaynaklarına yönelmesi ve sunulan her haberi eleştirel bir süzgeçten geçirmesi hayati bir önem taşımaktadır. Medya ombudsmanları taraflı yayıncılığın panzehirinin güçlü bir sivil toplum denetimi ve bağımsız teyit mekanizmalarının kurulması olduğunu açıkça ifade etmektedir. Ancak bu sayede medyanın üzerindeki bu kara bulutlar dağıtılabilir ve toplumun temiz bilgiyle beslenmesi yeniden mümkün kılınabilir.
Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi adına yürütülen her çalışmanın önünün kesilmesi gelecekte daha büyük sosyolojik patlamalara kapı aralama riski taşımaktadır. Gazetecilerin iktidarın memuru gibi davrandığı sistemlerde yolsuzlukların sıradanlaşması ve hukukun üstünlüğünün kaybolması kaçınılmaz bir akıbet olarak karşımıza çıkmaktadır. Güdümlü medya elitlerinin kendi kişisel çıkarları uğruna koca bir ülkenin geleceğini feda etmeye hazır olmaları ise tarihe kara bir leke olarak geçecektir. Bu karanlık tablodan çıkışın tek yolu ise habercilik mesleğinin onurunu koruyan ve her türlü baskıya rağmen kalemi satmayan gerçek gazetecilere toplumun sahip çıkmasıdır. Sektörel olarak alınması gereken en acil önlem ise medya sahipliğine ilişkin antitröst yasalarının çıkarılması ve hiçbir holdingin başka sektörlerde faaliyet gösterirken basın sektöründe yer almasına izin verilmemesidir. Ancak bu radikal adımlar atıldığı takdirde Türk basını prangalarından kurtularak yeniden halkın güvenini ve saygısını kazanmayı başarabilecektir.
